Suni gübreler ve sentetik pestisitler, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra piyasaya çıktı ve 1960’lı yıllardan beri dünya çapında endüstriyel tarımı domine ediyor. Özellikle tek ürün yetiştiriciliği yoluyla, az iş gücüyle yüksek verim vaat ediyorlar. Ancak tarımda kimyasalların kullanımı ciddi sonuçlar doğuruyor. Pestisitler artık her yerde eser miktarda tespit edilebiliyor. Bunlar, biyolojik çeşitliliği ve insan sağlığını tehdit ediyor. Gen mühendisliği yöntemleriyle de sürdürülen bu doğaya karşı mücadele, mücadele edilen bitkiler, böcekler ve mantarlarda doğal dirençlere yol açıyor ve nihayetinde kazanılması imkânsız bir savaş. [28]
Suni gübre, enerji tüketimi ve azot oksit emisyonu nedeniyle en önemli sera gazı salımını hızlandıran faktörlerden biridir. Kullanımı, topraktaki doğal besin dengesini bozar, bitkileri hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirir ve yeraltı sularındaki nitrat içeriğini artırır. Fazla kullanımı, su kütlelerini boğar ve dünyanın birçok kıyısında ölüm bölgelerinin oluşmasına yol açar.
Kimyasal ürünlere alternatif olan tarımsal ekolojik ve biyolojik yöntemler, humus oluşumu yoluyla toprağın verimliliğini artırır. Monokültürler yerine karma ekimler ve çeşitli ürün rotasyonları ile çok sayıda hedefli tekil önlem, pestisit kullanımını önlemeye yardımcı olur. Bu yöntemler genellikle daha emek yoğundur ve daha fazla bilgi ve özen gerektirir. Ancak iklim, tarlalardaki biyolojik çeşitlilik [29] ve ürünlerin kalitesi açısından bu yöntemler uygulanmaya değer. [30]
Uzun yıllardır dünya çapında pestisit kullanımı artmaktadır. Bu eğilimin sona ereceğine dair bir işaret görünmemektedir. [31]